itap Sünnet Perspektifinde Aksiyon ve Amel
Dikkat ve teemmül isteyen bir beyanlarında, amel ve aksiyon adına Allah Rasûlü (sav) şöyle buyurur: “Allah elinden iş gelen sanatkâr mü’min kulu sever”. Evet, böyle. Zira, başka türlü demesi mümkün değildir. Çünkü Allah Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurur:“De ki: İstediğinizi işleyin; Allah, peygamber ve mü’minler işlediklerinizi görecektir” (Tevbe/105). Yani bir kısım kriterlerle, kıstaslarla, işlediğiniz şeyler değerlendirmeye tâbi tutulacaktır. Mahşerde yapılan bütün işler sergilenecek ve herkes gelip, buna bir iş denir mi denmez mi diye teftiş mahiyetinde bakacaktır. İşte insanlar, bu mülâhaza ile amel etmeli. Bir hadis-i şerifte de şöyle buyrulur: “İş yaptığınız zaman, Allah o işte itkan etmenizi yani sağlam, ârızasız ve kusursuz yapmanızı sever” Söz konusu ettiğimiz âyet, ilme teşvik prensipleri adına üzerinde durulması gereken mucizelerdendir.. ve bence her kitaba sermeşk edilecek bedahettedir. Bu bedahetin bir buuduna; Allah Rasûlü'nden gelen ses: “Allah sanatkâr, mü’min kulu sever.” şeklindedir.

Diğer bir zayıf hadis ki, vecizesidir.. evet, çoğumuzun çerçeveletip ev ve dükkanlarımıza astığımız bu zayıf hadis: “Çalışıp kazanan Allah’ın sevgilisidir” manasına gelmektedir.

Evet Allah, şeriat-ı fıtriyeye uygun ve meşrû dairede çalışan, didinen, yorulan ve kazananları sever. İsterseniz meseleyi bir de “Asr Sûresi'nin ”gölgesinde ele alabiliriz. Akif, bu sûrenin muhtevasını şöyle mısralaştırır:

“Hani, Ashab-ı Kiram ayrılalım derken
Mutlaka “sûre-i ve’l-asrı” okurmuş, neden?
Çünkü meknûn o büyük sûrede esrâr-ı felâh.
Başta îman-ı hakiki geliyor sonra salah
Sonra hak, sonra sebat işte kuzum insanlık
Dördü birleşti mi yoktur sana hüsran artık.”

İman, amel-i salih, hakka bağlılık, hakkı tavsiye, sabır, sabra bağlılık, sabrı tavsiye bunların hepsi birer amel ve aksiyondur.. bunları yapan da Allah’ın sevdiği insandır. Hz. Muhammed’in (sav) dünyasında ve O’nun amel ve aksiyon anlayışı içinde çalışma, amellerin en faziletlisi ve Allah sevgisine en çabuk ulaştıranıdır. O asla, “rahipler gibi kiliselere kapanın, evlenmeyi terk edin, yemeyi içmeyi bırakın, dünyayı boş verin, tâ Allah’a vasıl olasınız” dememiştir. İnsandaki şehevî gücü almış ve onu makbûle, meşrua tevcih etmiş ve şöyle buyurmuştur:“Birbirinizi sevebileceğiniz doğurgan kadınlarla evlenin.” Başka bir hadislerinde de şunu ihtar etmiştir: “Evlenin, çoğalın, kıyamet gününde ben sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı iftihar ederim.” Yani, siz ne kadar çok olursanız beni o kadar memnun edersiniz. Dönüp arkama baktığımda, arkamda rükû edenleri, secdede kıvrananları, “Allahuekber, Allahuekber” sesleriyle coşup kendinden geçenleri görmek beni mesrur ve müreffeh eder. Allah Rasûlü, insanlardaki evlenme ve hemcinsine alâka duyma duygusunu güdükleştirmemiş, saptırmamış, hapsetmemiş dolayısıyla da depresyonlara sebebiyet verecek yollara girmemiştir. O, bu hissi, müspete, meşrua kanalize etmiş ve bu noktada dahi, Ümmet-i Muhammed’i, Allah’ın rızasına ve hoşnutluğuna ulaştıracak yollar vazetmiştir. O’nun terbiyesi; fıtratı, tabiatı yönlendirme ve ona yaratılış gayesine uygun hedefler bulma istikametinde olmuştur.